DEMOKRATİK PARLAMENTO SEÇİMLERİ KARŞISINDA İSLÂMÎ TAVIR NE OLMALIDIR?

#1 von Mehmet Akif ( Gast ) , 27.10.2011 05:43

Muhammed Akif

DEMOKRATİK PARLAMENTO
SEÇİMLERİ KARŞISINDA
İSLÂMÎ TAVIR
NE OLMALIDIR?
GİRİŞ
-Demokratik parlamento seçimlerinde bir müslümanın mevcut demokratik partileri

desteklemesinin ve seçimde oy kullanmasının anlamı ve şer'î hükmü nedir?
-Bu tür seçimlerde müslümanın tavrı ne olmalıdır?
Oy kullanmalı mı, kullanmamalı mı?

-Oyu veya faaliyeti ile bir partiyi veya milletvekilini desteklemeli mi, desteklememeli mi? Şer'î hüküm nedir?

Evet bu soru çok önemlidir. Çünkü müslüman her hususta olduğu gibi bu husustaki tavrından da Allah katında sorgulanacaktır. Onun için böylesi sorulara cevap aramadan ve şer'î hükmü bilmeden amel etmemelidir. Ancak bu soruyu sadece tartışmak için sormamalı, bilakis o hususta Allah’ın hükmünün ne olduğunu yani şer'î hükmün ne olduğunu gerçekten ciddi olarak hakkı tespit etmek gayreti ile öğrenmek ve öğrendiği şer'î hükmün gereğince amel etmek için sormalıdır. Çünkü o, Allah’ın hükmüne teslim olma bilincinde bir müslümandır, başıboş bir mahluk gibi heva ve hevesi ya da pragmatik akıl ile amel etmez. Aklını vakıayı anlayıp Allah’ın hükmünü, Allah’ın hitabını ortaya koyan şer'î delillerden çıkartmak için kullanır. Öyle olmalıdır. Çünkü İslâmi şahsiyete sahip olmanın temel ögesi budur.

I- DEMOKRATİK PARLAMENTO SEÇİMİNİN ANLAMI

Demokratik sistemin yasama kurumu olan parlamentoya üye seçimidir. Yani insanların toplumsal yaşantılarında, bireylerin birbirleriyle, devletle, sosyal, ekonomi ve siyasî işlerinde uyacakları kuralları, hükümleri, ölçüleri, emir ve yasakları, kanunları belirleyen kurumun üyelerini seçme işidir. İslâmi açıdan bunun anlamı şirk’tir. Yani إن الحكم إلا لله

“Hüküm ancak Allah’a aittir” hakikatına terstir. İnsanların yaşantısına hüküm koymakta, ya Allah’ı hiçe saymak ya da O’na ortak koşmak demektir. İşte bu seçime katılmak bir takım insanları milletvekili sıfatı ile bu şirki işlemeye itmek demektir. Bu o kişiye yapılabilecek en büyük kötülük ve zulümdür. Zira o kişi, parlamentonun komisyonlarına katılarak veya genel kurul oylamalarına katılarak yasama faaliyetlerine Allah’ın hükümranlığını hiç kabul etmeyip “milletin egemenliğini” esas kabul eden mevcut anayasanın çerçevesinde katılarak şirk işlemine, cürmüne isteyerek ya da istemeyerek ortak olur. İsteyerek ve benimseyerek katılınca şüphesiz müşrik olur. Benimsemeyerek katılırsa en azından fasık yani günahkar olur. Yasama faaliyetlerine katılmayıp da o faaliyetlerin yapıldığı esnada orada oturursa, pasif üyelik yaparsa o zaman da günahkar olur. Çünkü Allah’a açıkça isyanın yapıldığı bir yerde müslüman tepkisiz bir şekilde o cürümü işleyenlerle beraber oturup kalamaz. Zira Allahu Teâla şöyle buyurdu:

وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

“Ayetlerimiz hakkında (ileri geri konuşmaya) dalanları gördüğünde onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak ol (meclislerini terket). Eğer şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (hemen kalk) o zalimler topluluğu ile oturma.” (En’am: 68)


وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِثْلُهُمْ إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا

“O, Kitapta size indirmiştik ki; Allah’ın ayetlerini inkar edildiğini, yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar kafirlerle beraber oturmayın, yoksa sizde onlardan olursunuz. Elbette Allah, münafıklar ve kafirleri cehennemde bir araya getirecektir.” (Nisa: 140)

Görüldüğü gibi ayet-i kerimelerde Allahu Teâla, Allah’ın ayetlerinin inkar edildiği ya da alaya alındığı yani hükümlerinin hiçe sayıldığı yerlerde tepkisizce oturup kalmayı kesinlikle nehyediyor. Çağdaş şirk sistemlerinden biri olan demokratik sistemin yasama organı olan parlamentoda Allah’a karşı en büyük isyan, cürüm işleniyor. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi ile “hüküm / egemenlik ancak Allah’a aittir” hakikatı inkar edilerek “millet” “ilah” yerine konuluyor. Böyelikle Allah ya inkar ediliyor ya da O’na küstahça şirk koşuluyor. Küfür ve şirk elbette ki Allah katında en büyük cürümdür, zulümdür, tağutluktur, sapıklıktır, cahiliyyedir. İşte bununla ilgili bazı ayet-i kerimeler:

إِنْ الْحُكْمُ إِلا لِلَّهِ أَمَرَ أَلا تَعْبُدُوا إِلا إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ

“Hüküm ancak Allah’ındır. O da, kendisinden başkasına kulluk yapmamanızı emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf: 40)

وَأَنْ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنْ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ (49) أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنْ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

“Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet / yönet ve onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarına dikkat et. Eğer (Allah’ın hükümlerinden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. İnsanların bir çoğu da zaten fasıktırlar (yoldan çıkmışlardır). Yoksa onlar cahiliyye (İslâm dışı) yönetim mi istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre hükmü bakımından Allah’tan daha iyi kim vardır?” (Maide: 49-50)

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلالاً بَعِيدًا

“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? zira onlar tağutla (Allah’ın indirmediği sistemlerle) yönetilmek istiyorlar. Halbuki onu (tağutu) inkar etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” (Nisa: 60)

فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

“Hayır, Rabbine and olsun ki, aralarında çıkan antlaşmazlık hususunda seni (Şeriatı) hakem kılıp sonra da verdiğin hükme (Şeriatın hükmüne) içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ

“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse / yönetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44)

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ

“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse / yönetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Maide: 45)

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْفَاسِقُونَ

“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse / yönetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Maide: 47)

إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

“Muhakkak ki şirk en büyük zulümdür.” (Lokman: 13)

Bu ayet-i kerimelerin ışığında görüldüğü gibi Allah’ın indirdiği ile yönetmemek, Allah’ın indirdikleri hükümlere rağmen hükümler, yasalar ortaya koyarak insanları yönetmeye kalkmak gerçekten en büyük isyandır, zulümdür. İşte demokratik sistemin yasama organında yapılan da budur.
Gefällt mir · · Beitrag folgen · vor 6 Stunden

ÇAĞDAŞ TAĞUTLAR OLAN KAPİTALİST DEVLETLERİN VE ŞİRKETLERİN İFSAD ETTİĞİ / KİRLETTİĞİ YERYÜZÜNÜ

ISLAH EDİP İNSANLIĞI ZULÜM VE ZULÜMAATTAN KURTARARAK ESENLİĞE ÇIKARTACAK OLAN ANCAK

II. RAŞİDİ HİLAFET DEVLETİDİR

Her yıl BM İklim Raporları yayınlanır. Bu raporlarla birlikte insanlar kendilerini beklemekte olan çevre kirliliği felaketinin boyutlarını biraz daha hisseder olurlar. Aslında bu felaketin etkilerini yaşıyorlar, fakat fazla fark etmiyorlar. Kurbağanın haşlanmakta olduğunu farketmediği gibi rehavete kapılmışlar.

Raporlarda “insanların elleriyle yaptıklarından ötürü” yeryüzünün felakete sürüklendiğine vurgu yapılmaktadır. Yani şu ayeti kerimenin vakıası ortaya konulmaktadır:

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

“İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde fesad hakim oldu / düzen ve denge bozuldu. Ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara taddırsın. Belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.” (Rûm: 41)
İnsanların yeryüzünü fesada boğmaları incelendiğinde görülür ki, şöyle olmaktadır:
-İnsanların içindeki güç ve sulta sahipleri yani yöneticiler azgınlaşırlar. Onların azgınlıkları yeryüzünü fesada boğar.
-İnsanlar da onlara tâbi olarak, yada tepkisiz kalarak, onları yönetimden uzaklaştırmak için gereken çalışmayı yapmayarak bu fesadın hem faili hem de mefulü olurlar.

Bunu da şu ayeti kerimeler ortaya koymaktadır:

اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ


“Allah, İman edenlerin velisidir; onları zulümattan nura / aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da tağuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara: 257)

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَاد ِ وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ

“Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine; direkleri (yüksek binaları) olan, ülkelerde benzeri yaratılmamış İrem şehrine, o vadide kayaları yontan Semûd kavmine, kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun'a! Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler. Oralarda fesadı / kötülüğü çoğaltılar. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı. Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.” (Fecr: 6-14)

Bu ayeti kerimeler de gösteriyor ki; yeryüzünü ifsad edenlerin, kirletenlerin başında tağutlar / azgın yöneticiler, azgın mal-mülk sahipleri, azgın liderler (Kuran-ı Kerim’in tabiri ile azgın “meleül kavim”) vardır.

Çağdaş tağutlar olan kapitalist devletler-şirketler yeryüzünü şöyle ifsad ediyorlar, kirletiyorlar:

1-) İnsanların hayta bakışlarının hedonizm/ zevk merkezli olmalarını sağlıyorlar. Böylece insanlar hayatı sadece zevklenmekten ibaret görüyorlar.

Sonra akıllarına değil de zevklerine hitap eden ve oradan onları yönlendiren telkinler ve reklamlar ile insanları birer tüketim çılgınları haline getiriyorlar.

Sonra da çılgınca tüketmek için çılgınca üretiyorlar.

Tüketim de üretim de insanların ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade salt zevklerini tatmin için olmaktadır. Üretilen ve tüketilen malların kâhir ekseriyeti insanların ihtiyacı değildir. İnsanların yaşantısına huzur, refah, sağlık, temizlik ve esenlik açısından çok katkıları da yoktur. Bilakis bu tüketim çılgınlığı ve üretim hırsı insan hayatını, sıkıntılı bir yaşama dönüştürüyor. İnsanları üretim ve tüketim dürtülerinin peşinde koşuşturarak stres, depresyon ve çeşitli hastalıkların kıskacında yaşamaktadırlar.

Diğer taraftan üretilen malların çoğunluğu çevreyi kirleten çöp oluyor. Öyleki yeryüzü insanlığın geleceğini tehdid eden çeşitli çöplerle dolu çöplüğe dönüştü. Bu gereksiz üretim çılgınlığı için gereksiz yere enerji tüketilmekte ve bu enerjilerin harcanması ile de çevrede yani atmosferde, toprakta, suda kirlenmeler olmaktadır. Bu kirlenmeler iklim değişikliklerine sebep olacak boyutlara ulaşmıştır.
-Hava kirlenmiştir.
-Toprak kirlenmiştir.
-Su kirlenmiştir.
-Gıda kirlenmiştir.

Bu dört unsur hayatın temel dinamikleridir. Bu, yeryüzündeki ifsadın / kirliliğin ulaştığı boyutun tehlikelerini göstermektedir.

2-) İnsana bakışı ifsad ederek onu tüm insani değerlerden soyutlama yoluna girdiler. Nitekim “bireysel liberalizm” anlayışı insanı en fıtri bağlarından kopararak robotlaşmış vahşi bir varlığa dönüştürmektedir. Halbuki insan, ünsiyet ihtiyacı duyan varlıktır. Fıtratı gereği diğer insanlar ile saygı, sevgi, şefkat, merhamet,yardımlaşma ortamında yaşamaya muhtaçtır. Bu ortamı oluşturan ise; sılai rahimin / dede-torunun bir çatı altında olduğu gerçek aile kurumunun, akrabalık ilişkilerinin, iyi komşuluk ilişkilerinin varlığıdır.
“İnsanı hürriyetine kavuşturma”, “hür / özgür ve kendi hayatını yaşayan bireyler oluşturma” söylemleri ve telkinleri ile gerçek aile kurumuna savaş açıldı. “Çekirdek aile” anlayışı telkin edildi. Onlara göre evlenen her yeni çift bir aile oluşturuyor. Dolayısı ile yeni ev ve eşyalara ihtiyaç duyulmakta ve kapitalistlerin üretim-tüketim çarkı sürekli dönmeye devam etmektedir.

Onunla da yetinmediler. “Kadını hürriyetine kavuşturma”, “kadın-erkek eşitliği, “kadın hakları” gibi söylemler ve telkinler ile yani vesveseler ile çekirdek aile kurumunu da dağıtmaktadırlar.

Dede-torunu bir çatı altında tutan ve koruyan gerçek aile kurumu dağıtılınca, aileyi oluşturan bireylerin hepsi de bağı kopmuş tespih taneleri gibi darmadağın oldular. Fakat hepsi de kalabalıklar içinde yalnızlık duygusu içinde kıvranır oldular. Her birisi de kendisi için bir sığınak ve korunak arar oldu. Yaşlılar sığınma ve bakım evleri, çocuklar sığınma ve bakım evleri, gençler sığınma ve bakım evleri, kadınlar sığınma ve bakım evleri, erkekler sığınma ve bakım evleri, adı altında kurumlar çoğalmıştır. Bütün bu kurumlar hiçbir kimse için gerçek huzur ve güven yuvası olamamıştırlar. Toplum; birbirisi ile sadece ekonomik ilişkileri olan, kendilerini yalnız hisseden, “özgür birey olmak” gibi vesveselerin peşinde ve tüm ihtiyaçlarını yalnız başına karşılamak zorunda kalıp onların peşinde koşuşturan, vahşi kapitalizmin üretim-tüketim çarkları arasında ezilen zavallı bireyler topluluğuna dönüştürülmüştür.

Mehmet Akif

   

Morgen ist Soweit
KURBAN HAKKINDA KISA MALUMAT

Anfragen und Anregungen bitte direkt an tiav@hotmail.de adressieren. Vielen Dank!
Xobor Einfach ein eigenes Xobor Forum erstellen
Datenschutz